6 Haziran 2008 Cuma

kim yazdı bu oyunu?



Her şeyin tadı ne kadar da değişti farkında mısınız?

Biz ne kadar değiştik…

Birbirimizin saçını çektiğimiz o günleri özledim desem güler misiniz?

Saçma sapan bir nostalji yazısı yazma niyetiyle oturmadım buraya ama hep böyle oluyor. Uçuşuyor görüntüler gözümde. Biraz önce evlerde pamuk şeker yapma makinesi gördüm nette. Pamuk şeker bu yahu, evde yersen ne anlamı var. Balon alacaksın, lunaparka gideceksin, ağzını bulaya bulaya yiyeyeceksin pamuk şekerini.

Çok şanslıyım. Ben ve benim gibiler çok şanslıyız. Evdeki makineden de yiyor olabilirdik o şekeri ve gondola binmenin heyecanıyla atmazdı minik kalplerimiz o tahta çubuktaki şekerimizi sıyırırken.

Bizim sabahlarımızda poaça alınmazdı, ekmek kızartılırdı kömür gibi olmus ızgaralarda.

Kan portakalları sıkılırdı ve okula giderken “Allah zihin açıklığı verir”di.

Şimdi düşünüyorum da çok sular akmış köprülerden. Bunun için ruhu yaşlanmış, hep eskiyi özleyen tuhaf bir genç nesiliz.

Misketlerini, bisikletlerini, yassı seksek taşlarını, içine gömülüp binbir anı biriktirdiğimiz pamuk şekerlerini özleyen, ruhu olgun neslimiz.

Büyüyeceğine pek de inanmadığım güzel çocuklarız biz. Hepimizde tuhaf arızalar, tuhaf agresyonlar, tuhaf kalp kırıkçıkları olmuş. Yokluktan, erken büyümekten veya sevgisizlikten..

Hep bir şeyleri özlüyoruz biz. Benim pamuk şekerlerimi özlediğim gibi…

Hep bir şeylerimiz eksik bizim..

Hep el değdi. Hep bozuldu sihrimiz.

Biz şimdi korumaya çalıştığımız sihrimizi, çocukluğumuzu, arta kalanları sarmalama peşindeyiz.

Belki en sert müzikleri dinledi kimimiz ama yetmedi.

Kalelerimizi korumaya yetmedi.

En korunaklı kalelerimiz çocukken kumsalda kovayla tepesine vura vura yaptıklarımızmış çünkü, bilemedik…

Ne kadar zor geçerse geçsin çocukluğum, o günleri o kadar özlüyorum ki…Çocuk olma halini belki de…Babaannemin dolabından akide şekeri aşırdığım, saçlarımın sıkı sıkı örülüp hayvani beyaz kurdelelerle sarmaştığı günler.

Ne kadar zor geçerse geçsin gülümseyerek andığımız günler.

Kırmızı kalem izleri çıkardı oynamaktan terlemiş ellerimizde ve biz amaçsız oynardık.

Kazanalım diye değil.

Yenelim diye değil.

Bir puan daha almak için değil.

Kim öğretti bize hırsı?

Ne değişti ilk-okuldan bu yana? Biz neler yaşadık da unuttuk sırf oyun olsun diye oynadığımız ve deliler gibi güldüğümüz günleri.

Kim dizdi yendiden bu oyunun kurallarını?

Kim mecbur etti bizi kalp kırmaya? Kendini korumak adına kocaman kaleler inşa edip içinde yalnız kalmaya? Güvenli sandığımız sahanlıklarımızdan içine dalan belki de dosttu, düşman değil. Kim dedi bize “saldır” diye?

Öyle yalnızlaştık ki kalelerimizin içinde, öyle düşman belledik ki dışarıdan geleni, öyle savunduk ki kırılmasın diye yüreğimizi…Aslında yüreğin ne işe yaradığını unuttuk galiba.

Öyle savunduk ki kalelerimizi, öyle saldırdık ki…

Yalnızlıktan oturduk ağladık sonra. Kapıyı kimse çalmıyor diye ağladık.

Oysa unutmuştuk saldırması için emir verdiğimiz “dışarıdaki” muhafızlarımızı…

Kim yazdı bu oyunu?

Kim öğretti?

Kim oynadı?

İlk kim yıktı kalbimizdeki lunaparkı?

İlk kim aldı elimizden şekeri?

Kim yazdı bu oyunu?

Çağırsam duyar mı?

Kim öğretti?

Özür dilerim.

Kale yıkıldı ve...

Oyun bitti…..

5 yorum:

Tod or not Tod dedi ki...

Oyun bitmedi...

Biz de bitmedik...

Sadece savaşma gereği ile kurduk kaleleri...

İyiden çok kötü olduğu için...

Ama merak etme. İyilerin hepsinde kalenin anahtarı var ve girecek senin istediğin gibi. Kötülerin ise yapabileceği hiç bir şey yok.

Senin suçun değil, iyiden çok kötü olması...

prettyinpink dedi ki...

iclâl aydın' ın şiirinden alıntıyla tamamlamak istedim;

".....ah, nasıl eskiyor her şey anne, nasıl eskiyor..

eskilerimi de atmaya kıyamıyorum, seni çok özlüyorum..

bana yasakladığın bahçeler, sana da mı uzaktı hep? gidemeyişine ağladın mı sen de? ne zaman eskiyor sevgiler, ödenen bedellerin acısı geçince mi?


işte böyle.. kalbimde bir acı; şarkılar seni söyler.."

Aydan Atlayan Kedi dedi ki...

Belki de bu yüzdendir apartman katlarından yüzlerini camlara yapıştırmış küçük çocuklara böyle kederlenişimiz...

getabbaaww dedi ki...

geçmişe götürdü bu yazı beni...

Batuhan Doğu Alkaya dedi ki...

bundan 20 otuz yıl önce , babam bir tesadüf eseri yeni türkü grubunun tümüyle bir masada oturuyor .. Muhabbet koyu , rakılar buz .. Ve henüz albüm çıkmadan birşeyler çalınıyor o günü anlatan ..

'' Biz büyüdük ve kirlendi dünya ''

Ve şimdi biz büyüyoruz , onların kirletilen dünyasında emekleyerek başladığımız hayatı ; dahada kirleterek büyüyoruz belkide farketmeden ..Elimizde olmadan..
Ama biliyorum ki , bir yerlerde hala satılıyor pamuk şekerler .. ağaçlardan yapılmış çubuklara sarılıyor .. Boyanıyor kırmızıya sarıya .. ve minik ellerle , yeni yüreklerlee buluşuyor ..